Yağmurlu bir deniz gününde, diğer sabahlardan farklı olarak erkenden uyanan ben, sahilde yaptığım uzun bir yürüyüşün ardından kıyıya vurmuş bu güzel canlı ile karşılaştım.Önce dokunmaya korktum ona.İlk kez görüyordum bir deniz yıldızı bu haliyle.Acaba canlı mıydı yoksa yaşamıyor muydu artık?Emin olamasam da aldım elime onu cebimdeki kağıt mendille tutarak.Dokundum,hareket etmiyordu.
Düşünceli ve durgun halimden çıkarmıştı beni bu güzellik.Onunla devam ettim kıyıdaki yürüyüşüme.Denize girdiğimiz yere geldiğimde yakınımda gördüğüm boş bir su şişesini aldım.Amacım şişeyi deniz suyu ile doldurup evde yıldızımın canlı olup olmadığını kontrol etmekti.Şişeyi doldurmadan evvel onu kıyıya vuran dalgalarla temas ettirmek istedim bir an ve suya tutar tutmaz yıldızım elimden kurtulurcasına, dalgalarla beraber denize karıştı,kayboldu gözden.
İlk hissettiğim hüzündü,onu yitirmek üzmüştü beni.Ama sonra durup düşündüm ki, o zaten denize aitti ve tekrar evine dönmüştü.Canlı ya da değil, ne fark ederdi...
Denize ait olduğu halde niçin vurmuştu karaya? Yoksa o da bizim gibi kendini olduğu yere ait hissetmemiş miydi? Öyleyse bu çırpınış niye?
YanıtlaSilBelki de artık güvenli bildiği tek yaşam alanı olan "deniz"den özgür kılmak istedi kendini.Her ne kadar "bilinmeyen" korku ve endişe anlamına da gelse oraya açılabilme cesaretini gösterdi!
Silbu güzel anınız, sahile vuran binlerce deniz yıldızını tekrar denize atmakta olan adamın hikayesini hatırlattı bana...
YanıtlaSilEvet,biliyorum o hikayeyi.Tek bir deniz yıldızı bile olsa onun tekrar ait olduğu yere dönmesine yardımım olduysa ne güzel:)
SilSizin yorumunuz dabaşka bir açıdan düşünüp yorum getirmemi sağladı,teşekkürler...